top of page

SİNEMA VE MEKAN DA GÖRSEL ALGILAMA

The Shining, Büyük Budapeşte Oteli, My Uncle ve Dogville Filmlerinden Örnekler ile Sinema da Görsel Algı


ÖZET

Mimarinin esas öğesi olan mekan algısı insandan insana farklılık gösterebilmektedir. Mekan kavramı bütün duyu organları ile algılanmakta ve bu algılar zihinde bulunan durumlarla mukayese edilmektedir. Her toplumun mekan tahayyülünde ve mekânsal davranışında farklılıklar vardır. Bunlar toplumların kültürel farklılıklarından kaynaklanabilmektedir. Zaman içerisinde her kültür kendi yaşam biçimini, mekan anlayışıyla ve onu yaşayışıyla yansıtmıştır. Bu çalışmada somut bir mekanın içindeyken herkesin farklı duygular hissedebildiği algılar yerine sinema sanatında kullanılan içinde bulunmadığımız mekanların bize ne tür görsel algılar hissettirttiğini ve bunu izleyiciye nasıl yansıttığını anlamak amaçlanmaktadır. Sinema sanatında mekanın yeri oldukça büyüktür ve yönetmenler film içerisinde geçen olaylarda anlatmak istedikleri birçok hissiyatı izleyiciye, izleyici farkında olmasa dahi görsel algı gücü ile mekan ve mekanda kullandığı detaylar sayesinde aktarabilmektedir. Bu çalışmada sinemada kullanılan mekanların yarattığı görsel algıların, filmin konusu ile ilgili hissiyatı vermek amacıyla gösterilen mekanda, ne tür detaylara gidildiği incelenmiştir.

GİRİŞ

Sinema, mekânın algıda istenilene uygun şekilde aktarılabildiği bir sanat dalıdır. İnsan beyni çok fazla şeyi biz farkına varmadan algılayabilen, geçmişte yaşadığımız anı edindiğimiz zamanlarla, gördüğümüz bir mekânı meç ederek bize o anımızda yaşadığımız duyguları hatırlatan ve bunu görsel algı gücüyle yapabilen muhteşem bir güçtür. “Görmek ilişkilendirmek demektir. Beyin bir çağrışımlar silsilesi ile çalışır. Görülen şeyler önceden bilinen “görüntüye döndürülmüş” bir şeylere benzetilerek tanımlanmaya çalışılır.” (Gülüş 2006) Bu sebeple çoğu zaman bir park mekanına birçok insanı getirdiğimizde algıları veya hissiyatları farklı yönde olabilmektedir. Fakat biz bunu sinemada izliyorsak bu algı yönetmenin bize ne anlatmak istediği doğrultusunda yönlenebilmektedir. Örneğin yönetmen filmindeki korku, gerilim hissiyatını izleyiciye ses veya görüntü hızı ile bir oynama yapmadan yalnızca mekanı göstererek aktarmak istiyorsa Stanley Kubrick gibi simetrik bir mekan kullanarak bunu çok etkili bir biçimde yapabilmektedir. Biz filmin akışından bunu anlayamasak bile filmlerde kullanılan, dikkat edildiğinde rahatsız edecek derecedeki simetrik bir mekân, dikkat edilmese dahi beyinin görsel algılama gücü ile fark edilebilmekte ve bizlere rahatsızlık, ürperti, tekinsizlik, korku gibi hissiyatlar yaşatabilmektedir.

1- FİLMLERDE ÇOK KULLANILAN MEKANSAL ÖZELLİKLER

Her filmde aktarılmak istenen bir duygu ve bir ana fikir vardır. Bazı filmlerde bu ana fikir ve duygular birden çok olabilmektedir. Bunların bize geri dönüşünü sağlamak amacı ile de mekânlarda farklı özelliklere gidilmektedir. Filmlerde kullanılan mekanlarda kimi zaman simetri kimi zaman oran orantı (büyüklük-küçüklük) ilişkisi kimi zaman ise mekânda gösterilen açılar gibi faktörler ile bu duygu bize hissettirilebilmekte ve filmin ana konusu hakkında bazı şeyleri anlamamızda etken olabilmektedir. Filmler içinde bir duyguyu anlatabilmek için kimi zaman sese ihtiyaç gerekmemektedir. O film içerisinde kullanılan mekân doğru özellikler ile kullanılmış ise filmde olan duygu izleyiciye doğru bir şekilde aktarılabilmektedir. Bunun yanı sıra bir de mekânda kullanılan detaylar ile o döneme ait isyan, başkaldırış, yaşanan gerçekleri göstermek, yaşanılan düzene itiraz etmek veya düzenin yanlış/doğruluğu konusunda o düzene başka bir bakış açısı getirmek ve eleştiri yapmak da mekânsal detaylar ile filmlerde çok net gösterilebilmektedir.

1.1. Mekanda Kullanılan Simetri

Kimi zaman film izlerken heyecanına, akıcılığına, aksiyonuna veya gerilimine o kadar kapılıyoruz ki aslında bizi geren şeyin tam olarak ne olduğunu kavrayamayabiliyoruz. Gerginlik, tedirginlik vb. gibi durumlarda ise konuşulması gereken bir mekân özelliği “simetrik mekanlar” olmaktadır. Simetrik mekanlarda konuşulması gereken önemli yönetmenlerden biri ise Stanley Kubrick’tir. Kubrick filmlerinde simetriyi çok fazla kullanmakta ve izleyiciye filmdeki algıyı çok doğru bir şekilde hissettirebilmektedir.

Örneğin The Shining (1980) filminden bahsedecek olursak, bu filmi izlerken aslında farkına varamadığımız birçok mekânsal detayı da fark etmiş olacağız. The Shining filmi bir tür gerilim filmidir. “Stephen King’in romanından uyarlanan film, Torrance ailesinin Rocky Dağlarının karlı eteğindeki ıssız Overlook Hotel’ine bekçilik yapmak üzere gitmelerini ve baba Jack Torrance ’in “cabin fever / kulübe çılgınlığı” adı verilen bir bunalıma girerek cinnete sürüklenmesini anlatır. Ele aldığı film türlerinin en başarılılarını çekmesiyle bilinen Kubrick, The Shining’le de korku sinemasının mihenk taşlarından birisine imza atar.” (Öztürk, 2012)

Filmde kullanılan mekan bir oteldir ve bu oteli Stanley Kubrick baştan dizayn ettirmiştir. Filmin en başında Jack karakterinin girdiği oda ile simetri kullanılmaya başlanmaktadır. Filmin daha başları olmasına ve herhangi bir gerilim anı yaşanmamasına rağmen, izlerken çok dikkat etmediğimiz bu mekânsal simetri, algısal olarak bizi huzursuz etmeye, ileride oluşabilecek gerilim anlarını hissetmeye olanak tanımaktadır.

Filmin ilerleyen bölümlerinde giderek gerilimin ve heyecanında artmasıyla birlikte mekanlarda oluşan aşırı büyük alanlara yerleştirilen simetrik ve mekana göre daha ufak kalan eşyalar, dikkatimizi çekmektedir. The Shining filmi boyunca en çok korku hissiyatını yaşadığımız sahnelere bakacak olursak mekanlarda ki simetri kullanımı hepsinde çok net ortaya çıkmaktadır. Klasik merdiven sahnesi, labirent sahnesi, koridor, koridorda bir anda ortaya çıkan ikiz çocuklar gibi film boyunca kullanılan ufak detaylar ile Kubrick izleyenlere mekânlarda kullandığı simetri etkisiyle gerginliği hissettirebilmektedir.

1.2. Absürt Mekanlar

Absürtlük kavramı bir şeyin saçma olduğu anlamına gelmektedir. Sinemada kullanılan bazı filmlerde eleştiri, komiklik, trajikomik vb. gibi anlatım yapılmak istenildiğinde, kimi zaman mekanlar içerisinde absürtlük kullanılarak bu yansıtılmaya çalışılabilmektedir. Örneğin bir eleştiri filminde kullanılan sahnelerde gerçek dışı olabilecek kadar saçma detaylandırılmış mekanlarla, olayların trajikomik bir şekilde yani absürtlükle anlatılması, izleyiciye aslında eleştirilen şeyin gerçekten de saçma olduğunu hissettirebilmektedir. Absürtlüğün kullanıldığı ve çok başarılı bir film olan “Büyük Budapeşte Oteli” bu konu üzerinde etkili bir örnek olarak gösterile bilmektedir. Wes Anderson’un müthiş yönetmenliği doğrultusunda çekilmiş olan bu filmde bazı sahnelerde ve o sahnelerde kullanılan mekanlardaki absürtlük durumu izleyiciyi hem kahkahaya hem düşündürmeye hem de içinde var olan saçmalığın altında yatan mesajı anlamaya itmektedir.

Kimi zaman ütopya veya distopya anlatılmak istenildiğinde de bu özellik mekanlarda çokça kullanılabilmektedir. Tasarımcı hayalinde yarattığı bir mekanı tasarlayıp bunu sinemaya uyarladığında, bilinmeyen bir gelecek için, izleyenlerin algısında oluşan, tasarımcının-yönetmenin mekan ile sinemada bunu aktardığı şekil olabilmektedir.

1.3. Mekanlarda Dışa-vurumculuk

Dışa-vurumculuk, “İzlenimciliğe ve doğalcılığa karşıt yolda gelişen, iç dünyayı, insanın ruhsal durumunu anlatmaya çalışan, dış dünyadan, dış görünüşlerden çok yaşamın iç gerçeğini vermek isteyen, nesneyi bütün somut ilişkilerinden ayırıp bireysel, soyut ilişkileriyle değerlendirmeyi yeğleyen, iç yaşantının önemli olduğunu ve bunu dışa yansıtmak gerektiğini öne süren ve bu görüşü uygulayan sanat akımı.” (Google sözlük) diye açıklanmaktadır. Vurumculuğunun mekanlara, hatta sinema ile birlikte kullanılan mekanlar ile birleştirmek gerekirse, mekanlarda kullanılan dışa-vurumculuk özellikleri sayesinde mekan içerisinde olan objeler ve nesneler ile hatta mekanın tümü ile yaşanılan ortamın ruhsal durumu anlatılabilmekte, dış görünüşlerden çok onun ne anlam ve değer kattığı anlaşılabilmektedir. Mekanlarda dışa-vurumculuk özelliği ile ilgili Jacques Tati’nin “My Uncle” filmini belki örnek gösterebiliriz.

My Uncle filmi 1958 yapımı sessiz bir komedi filmidir. Her ne kadar komedi filmi diye geçiyor olsa da My Uncle filmi kapitalizmi ve modernizmi çok doğru bir yol ile eleştiren ve vermek istediği mesajları izleyicisine mekanda kullandığı özellikler ile aktarabilen bir filmdir.

Filmin sahneleri incelendiğinde, Tati modern ve geleneksel olarak tasarladığı iki mahallenin yaşama ve algılama biçimlerini yıkık bir duvarla ayırarak yan yana koymakta ve böylelikle seyirciye mekanda yarattığı dışavurumculuk sayesinde ‘modern hayat’ ve ‘geleneksel hayatı’ karşılaştırma imkânı sağlamaktadır. İki ayrı yaşama biçimine ait tüm detayları da mekan ile tek tek sahnelere yerleştirmektedir. Film, sesli bir film olmasına rağmen sessiz de izlense rahatlıkla anlaşılabilecek kadar görsel güce sahiptir.


Buraya kadar anlatılmaya çalışılan kısımda filmlerde izleyiciye aktarılan mekanlar üzerinde çok temel noktalar anlatılmaya çalışılmıştır. Sinema yalnızca simetrik, absürt ve dışa-vurumcu mekanlar üzerine kurulu bir sanat değildir tabiki. Ancak bunlar sinemanın mekan gücünü kullanarak izleyicileri çok sık ve çok net bir şekilde etki altına alabildiği bir takım özelliklerdir. Bunların dışında sinema içerisinde ki mekanlarda kullanılan renksel özellikler, mekan içerisinde yaratılan boşluk, mekan ile mekan içerisinde ki objelerin oran-orantı durumu, mekanlar içerisinde mekansızlığın anlatılmaya çalıştığı durumlarla da ilgili çalışmalar bulunmakta ve hepsinden farklı algılar hissedilebilmektedir.

Sinema ve mekan kullanımına farklı bir ses getiren “Dogville” filmi çıktığı zamanlarda izleyiciyi oldukça şaşırmıştır. Çünkü Dogville filminde klasikleşmiş bir mekan anlayışı dışına çıkılmıştır. Mekan bir plan üzerine kurulmuş, tiyatro-sinema arası bir çizgide kurgulanmaktadır. İzleyiciye böyle bir filmle, olaylara sadece yönetmenin gösterdiği kadrajdan değil, işleyen olayların tümünü görme fırsatı sağlanmış olmaktadır. Evlerin yalnızca kapıları bulunmaktadır. Camlar, duvarlar gibi dışarısı ile bağlantı kesilecek hiçbir durum söz konusu olmadığından izleyici bir sahnede geçen olayı izlerken arkadan diğer kişilerin ne yaptığını da takip edebiliyordur.

2- SONUÇ

Her insanın mekan kavramında farklı algılamalar olabilmektedir. Sinema sanatında kullanılan mekanlarında bu algılar üzerinden daha psikolojik algı yaratabilecek etkiler aktarılmaktadır. İnsanlar sıkışık, dar yerleri sevmemektedir çünkü bu tarz alanlar insana kendini rahatsız hissettirmekte ve gerginlik, tedirginlik, huzursuzluk gibi olumsuz psikolojik sebepler yaratabilmektedir. Ve sinemada da yönetmenler bu etkileri alıp filmlerinde ki mekanlarda kullandıkları durumlarda, izleyici mekanda olan simetriyi, sıkışıklığı, renk yüzünden olan göz oyunlarını fark etmese dahi görsel algı sonucu ile beyni bunu algılamakta ve bu hissiyatlar çerçevesinde sinyal göndermektedir. Korku filmlerinde henüz daha hiçbir atraksiyon olmadan gerilme sebebi de bu yüzden kaynaklanmaktadır. O sahnede gösterilen mekanların yarattığı görsel algı ile beyin tekinsizlik, güvensizlik ve gerilim hissiyatları sağlamaktadır.

Yani son olarak şöyle söylemek gerekirse, iyi bir yönetmen izleyiciye hissettirmek istediği hissiyatları, mekanın ve mekanda kullandığı detayların gücü ile başarabilmektedir.












KAYNAKÇA


Hayal Perdesi (2012)

Akyol (2016) Özlem Akyol / Harita Üzerinde Film Çekmek / 1- Stevenson, J. (2002) Lars Von Trier. Londra: British Film Institute Publishing.

336 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page