top of page

AVRUPA & AMERICAN MODERNIZM

Avrupa modernizmi; rönesantan başlayan bir akım biçimidir. Rönesans sonrası aydınlanma çağı, rasyonalizm ve üretim biçiminde değişiklik yapıldığı sanayi devrimi, sonrasında modernitenin bir felsefe, bir yaklaşım biçimi olarak benimsenmiş ve bu mimariye modernizm olarak yansımıştır.

Mimariye yansımasında Le Corbuser teorik olarak , Mies Van der Rohe üretimleriyle, Gropius yeni mimari anlayışıyla devrimci bir eğitim sistemiyle ( Bauhous) modernizmin başını çektiğini görüyoruz.

Avrupa modernizminde konut ölçeğinde üretimler yapılmış. Bununla birlikte şehirlere, insanların yaşam kalitelerine odaklanan tasarımlar yaparak konut fikrini değiştirmeyi amaçlamıştır.

Avrupa'daki bu mimari akım değişikliği Amerika’ya da yansımıştır. Karşılaştırma yaparken Amerika ve Avrupa arasındaki tarihsel farkı da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Amerika’nın keşfi neredeyse Avrupa'da Rönesans dönemine denk geliyor. Dolayısıyla antik çağ, orta çağ gibi dönemlerden geçmiyor. Bu yüzden Rönesans gibi bir akım oluşturamıyor. Rönesans sadece tasarım açısından değil düşünce yapısıyla da önceki döneme karşı çıkıyor. Bu da üretim biçimine yansıyor. Üretim serbestliğini, insan aklını önemsiyorlar ve bu durum mimariye de yansıyor. Amerika bu dönemleri yaşamadığı için ilk kurulduğunda revivalism akımını benimsemiş. Kendi tarihinde olmayan Avrupa’nın geçmişindeki mimari stilleri tasarlamıştır. Avrupa 19 yy da sanayi devrimiyle seri üretime geçmiştir. Amerika’da da Ford tarafından ortaya çıkmıştır. Hızlı bir şekilde etkileri yaşanmıştır. Bu da mimariye çeliğin kullanımı, daha büyük cam üretimini sağlamıştır. Sonrasında birinci Chicago okulu açılmıştır. Burada eski ve yeniyi birleştirdikleri bir tarz benimsemişlerdir. Mies Van der Rohe’ un kurduğu ikinci Chicago okulu ise tamamen modernist anlayışı benimsemiştir. Temel geometrik şekiller, cam cephe, lineer hat yani Le Corbusier ve Gropius’un Avrupa'da benimsediği stili Amerika’ya getirmiştir.


Avrupa'daki bu mimari akım değişikliği Amerika’ya da yansımıştır. Karşılaştırma yaparken Amerika ve Avrupa arasındaki tarihsel farkı da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Amerika’nın keşfi neredeyse Avrupada Rönesans dönemine denk geliyor. Dolayısıyla antik çağ, orta çağ gibi dönemlerden geçmiyor. Bu yüzden Rönesans gibi bir akım oluşturamıyor. Rönesans sadece tasarım açısından değil düşünce yapısıyla da önceki döneme karşı çıkıyor. Bu da üretim biçimine yansıyor. Üretim serbestliğini, insan aklını önemsiyorlar ve bu durum mimariye de yansıyor. Amerika bu dönemleri yaşamadığı için ilk kurulduğunda revivalism akımını benimsemiş. Kendi tarihinde olmayan Avrupa’nın geçmişindeki mimari stilleri tasarlamıştır. Avrupa 19 yy da sanayi devrimiyle seri üretime geçmiştir. Amerika’da da Ford tarafından ortaya çıkmıştır. Hızlı bir şekilde etkileri yaşanmıştır. Bu da mimariye çeliğin kullanımı, daha büyük cam üretimini sağlamıştır. Sonrasında birinci Chicago okulu açılmıştır. Burada eski ve yeniyi birleştirdikleri bir tarz benimsemişlerdir. Mies Van der Rohe’un kurduğu ikinci Chicago okulu ise tamamen modernist anlayışı benimsemiştir. Temel geometrik şekiller, cam cephe, linear hat yani Le Corbusier ve Gropius’un Avrupada benimsediği stili Amerika’ya getirmiştir.


Özetle Avrupa modernizmi daha sosyalist bir yaklaşımla birlikte mimariyle dünyadaki sosyal adaletsizliği değiştirerek daha eşitlikçi, özgür bir akım geliştirmiştir. Amerikan modernizmi ise sosyalist bir niyet taşımayan, politik, etik ve ahlaki söylemleri olmayan bir tasarım anlayışı geliştirmiştir.


191 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page